0

Zafer Havalimanı’na indikten sonra Afyon’da konaklayacağım termal otele ulaşmam zor olmuyor. “Afyon” dendiğinde aklıma önce iki şey geliyor: İlk gençlik yıllarımda Pamukkale Ekspresi ile Afyon’a yaptığım sinemasal tatta seyahatler ve Merih Akoğul’un “Siyah Beyaz Afyon Karahisar” adlı kitabı. Akoğul’un kentin mahallerinde, pazarlarında, köylerinde ve düğünlerinde üç yıl boyunca çalışarak çektiği fotoğraflar, unutulmaz kadrajlar nakşetmişti belleğime.

Bu kez Atlas Dergisi & Columbia davetiyle şehrin taşrasında, UNESCO Dünya Kültür Mirası Geçici Listesi’nde yer alan Frig Vadisi’nin güneybatı koridorlarını keşfetmek üzere Afyon’dayım. Küçük Frigya dağlık yerleşimi, günümüzde Frig Vadisi adıyla anılıyor. Bu vadi, bölgede Hitit hâkimiyetinin azalmaya başlamasından sonra ortaya çıkan Friglerin yüzyıllar boyunca (MÖ 900 ile 600 yılları arasında) yurt edindiği büyük bir alanı kapsıyor.

Türkiye’deki en gözde kültür rotalarından biri olan Frig Yolu, aslında tek bir vadiden ibaret değil. Afyon – Eskişehir – Kütahya ve Ankara şehirleri arasında yer alan 506 kilometrelik büyülü yollar ve patikalar ağının toplamından söz ediyoruz. İki yıl kadar önce, üç ana rotaya yayılan Frig Vadisi’nin kuzeydoğu ayağındaki Yazılıkaya – Gordion güzergâhında yürümüş ve tanıklık ettiğim güzelliklere âşık olmuştum.

Peki kim bu Frigler? Friglerin bilinen ilk kralı, ülkenin başkenti Gordion’a adını veren Gordias. Dağınık Frig topluluklarını dinî bir birlik altına toplamayı başaran kral, Tarihçi Arianos’a göre Thelmessoslu (Muğla – Fethiyeli) bir kadınla evlenmiş ve Midas adını verdiği bir oğlu olmuş. Zaman içinde babasının tahtını devralan Kral Midas’ın ünü ülkesinin sınırlarını aşıp Kızılırmak kıyılarından Ege kentlerine, hatta Yunanistan’a dek yayılmış.

Devasa kaya bloklarına yaptıkları kabartmalar, yazıtlar ve desenlerle insanlığa çok önemli motifler armağan eden Frigler, pek çok müzik aletinin de mucidi. “Fibula” denilen çengelli iğnenin de ilk kullanıcısı olan Friglerin ünlü isimlerinden biri, hayvan masallarının efsanevi babası Ezop. MÖ 6’ncı yüzyılda Afyon civarında yaşadığı düşünülen Ezop, orta Çağ masalcılarından La Fontaine’in de dahil olduğu pek çok isme ilham vermiş. Bütün bunları düşünürken Afyon’un şifalı kaplıca suyuyla dolu açık havuzda alıyorum soluğu. Uzun bir yürüyüş öncesi enerji depolamak iyi fikir değil mi?

Bronz Çağı’ndan bu yana farklı uygarlıkların yararlandığı bu mucize su, jeotermal olarak ısınan yer altı kaynaklarının yeryüzüne çıkmasıyla oluşuyor. Silika ile doyurulmuş alkali klorür bileşenlerinden bol miktarda çözünmüş demir eriyiğine dek yüksek miktarda çözünmüş mineral içeren Afyon termalinin kullanımı, birçok kaynağa göre bölgedeki yaşamın başlangıcına dayanıyor.

ANTİK Kral Yolu’nda

Ertesi sabah, Afyon’un meşhur kaymağının zenginleştirdiği mükellef bir kahvaltından sonra doğal açık hava müzesi görünümündeki tarihi Frig Vadisi yürüyüşü için hazırım. Bölgenin kayalık zeminine ve öğle saatlerinde sertleşen güneş ışınlarına önlem almak elzem… Bilekleri saran yürüyüş ayakkabılarım, güneş gözlüğüm, şapkam, tozluklarım ve teleskobik batonlarım hazır; haznesindeki suyu uzun süre soğuk tutabilen termos mataram, güneş kremim ve yedek tişörtüm ise sırt çantamda. Frigya’nın kalbi Göynüş vadisine Afyonkarahisar – Eskişehir karayolunun 36’ncı kilometresinden kuzeybatıya (sola) saptıktan sonra, yaklaşık iki kilometrelik bir yolculukla ulaşıyoruz. Sabahın erken saatleri, güneş pırıl pırıl, renkler canlı ve doğa alabildiğine yeşil… Bol oğlaklı keçi sürüsü yolumuza çıkınca araçtan inip ilk fotoğraflarımızı çekiyoruz. İhsaniye ilçesine bağlı dünya güzeli köylerden biri olan Demirli köyü, taş evleri ve bal rengi eski mezar taşlarıyla örülü mezarlığıyla dikkatimi çekiyor.

Birkaç dakika ilerideki Antik Kral Yolu, rotamızın başlangıç noktasını oluşturuyor. Profesyonel rehberimiz Muhammed Kavak, kırmızı Frig başlığı ve çarpıcı anlatımlarıyla rotamız hakkındaki ilk bilgileri bize aktarıyor. Sempatik rehberimiz, “Kral Midas, MÖ 8’inci yüzyılda Friglerin başkenti Gordion’da yaşadı. Frig başlığı, efsaneye göre Midas’ın eşekkulaklarını gizliyordu. Yünden yapılmış, başa sıkıca oturan, koni biçimli ve ucu öne doğru kese şeklinde çıkıntı yapan bu başlığı, ‘Şirinler’ çizgi filminden tanıyoruz. oysa bu şapka, dünyada asırlardan bu yana özgürlüğün sembolü olarak biliniyor,” diyor. Antik Kral Yolu’ndan Kibele anıtlarıyla dolu dağlık iç kesimlere uzanıp Aslantaş’ta sona erecek olan yaklaşık 12 kilometrelik yürüyüşümüz eğlenceli başlıyor. Zorluk derecesi 2 (orta) olan parkurumuzda eğim az olsa da yer yer tozlu yolları aşmayı gerektiriyor. Yüksek duvarlarında Friglerin kağnı arabalarından kalma derin izlerin olduğu gibi görülebildiği dar bir kaya oluğunun içinden geçip masalsı bir vahaya açılıyoruz. Tarihi, kültürel ve jeolojik nitelikleriyle öne çıkan vadi, kol gücüyle oyulmuş yerleşim alanları, kaya kiliseleri, mezarlar, abidevi tapınaklar, irili ufaklı mağaralar ve peribacalarıyla dolu bu büyülü coğrafya fotoğrafçılar için tam bir cennet. Grubumuzda bulunan Atlas dergisi yazarı, fotoğrafçı ve jeolog Dr. Yıldırım Güngör,
çevremizi sarmalayan birbirinden ilginç kaya formasyonları hakkında bilgi veriyor. Güngör, Frig Kültür Yolu’nun nadide parçasını oluşturan Afyonkarahisar’daki Frig vadilerinin, İç – Batı Anadolu’nun karakteristik coğrafyasını gözler önüne serdiğini söylüyor ve ekliyor: “Bölgede yürüyüş yapmak, açık havada yer bilimleri dersi almak gibi… Belirgin fay hattı çizgileri; genç, olgun ve yaşlı kaya yapıları; milyonlarca yıllık taş örnekleri; sivri kuleli ve piramit görünüşlü peribacaları, bölgenin volkanik oluşum süreçleri hakkında fikir veriyor.” Gerçekten de burada yürürken kendimi başka bir gezegene gelmiş gibi hissediyorum. Tartar pist kıvamındaki doğal zemin yürüyüşçülere, “Ay’ın yüzeyini kaplayan parlak kül tabakası böyle olsa gerek,” dedirtiyor.

Dikkat! Maceraperest Çıkabilir

Frig Yolu’nda, kayaların ve ağaç gövdelerinin üzerinde periyodik aralıklarla yer alan kırmızı – beyaz parkur işaretlerini takip ederek ilerliyorum. Türkmen Dağı’nın tüfleriyle örtülü Frig Vadisi’ni kaplayan ve yaşları yaklaşık 14 milyon yıl olan tüf ve ignimbrit gibi kayalara Ana Tanrıça Kibele kültüne ait çeşitli kabartmalar işlenmiş. onlardan biri olan Büyük Kapıkaya Anıtı, Döğer kasabası yakınlarındaki Üçlerkayası köyüne uzanan engebeli arazide karşıma çıkıyor. Yekpare bir kaya parçasının batı yüzü kesilerek yapılmış bir yol üstü açık hava tapınağı bu. Kayanın yapısı gevşek olduğu için üstteki üçgen çatı bölümü erimiş ve ön yüzde açılan bir niş içerisine Tanrıça Kibele’nin ayakta duran kabartması yapılmış. MÖ 7’nci yüzyılda inşa edildiği düşünülen bu anıtın önünde, Kibele onuruna düzenlenen törenler için yapılmış bir sahanlık bulunuyor. Rehberimizin aktardığı bilgilere göre kare planlı nişin içine yerleştirilen Kibele kabartması, 1990’lı yıllara kadar buradaymış. Maalesef herhangi bir koruma önlemi alınmadığı için defineciler tarafından yok edilmiş. Yine de bu ilginç yapı görülmeye değer güzellikte.

Yolun devamında önümde yürüyen arkadaşımın sırt çantasındaki yazı dikkatimi çekiyor: “Dikkat! Maceraperest çıkabilir.” Milyonlarca yaratıcı detayıyla sanatçı ruhlara hemen her adımda ilham dağıtan bu rotanın yürüyüşçüleri için ideal bir slogan bence. Yürüyüşümüzün devamında karşımıza çıkan şaşırtıcı kayaları, insanlara ve nesnelere benzetme oyunuyla yolumuza devam ediyoruz. “A bak! Bu Şirin Baba gibi değil mi?” benzetmesi, hepimizi neşelendiriyor. Gerçekten de çok benziyor.

Yükseklikleri yer yer 10 metreye ulaşan dik kayalar eşliğinde, rotamızın üzerindeki en görkemli Frig kaya tapınağı olan Aslankaya Anıtı’na varıyoruz. Frigler, ekinlerine bereket dağıtan Kibele’nin ormanlara yakın dağlarda yaşadığını varsayarak tapınaklarını ıssız yamaçlardaki dev kaya bloklarına yaparlarmış. Dağın yüzünü ilmek ilmek işleyerek tapınaklarını evlerinin ön cephelerine benzetirlermiş. Üstte üçgen bir çatı; hemen altında, üzerinde yazı bulunan bir alınlık; onun aşağısında da Kibele kabartmasının yer aldığı derin bir kapı ve onu çevreleyen keskin motifler örgüsü…

İlk bakışta sıradan bir kaya parçası gibi görünen Aslankaya, biraz dikkat edildiğinde insanı şaşırtıyor. Yan yüzeydeki devasa aslan figürü, etkileyici boyutlarda. İnşası MÖ 7’nci yüzyıla tarihlenen bu muhteşem eser, geometrik desenli kabartmalarla süslü ön cephesiyle dönemin taş işlemeciliğinde ulaşılan noktayı gözler önüne seriyor.

Gizemli Bir Kaya Ormanı

“Arog” filminin çekildiği tarihi kaya yerleşimini gördükten sonra, güneşin sıcak yüzünü iyiden iyiye göstermeye başladığı öğle saatlerinde Emre Gölü kıyısında mola veriyoruz. Doğal bir film platosunu çağrıştıran bölge, aynı zamanda akşam çadır kampı kuracağımız yerin ta kendisi. Afyon’a 50 kilometre uzaklıktaki göl,
Frig Vadisi’ni keşfetmeye gelen gezginler için keyifli bir dinlenme adresi. Bölgede yapılan yatırımlarla Frig Medeniyet Bahçesi’ne dönüştürülen Emre Gölü, yeni konseptiyle alternatif turizme yelken açıyor. Gölün huzurlu kıyısına konumlanan kır kahvesi panoramik bir seyir imkânı sunarken, Frig eserleri ve motifleri temel alınarak hazırlanan “Kral Midas” adlı kayık, isteyenleri gölün duru sularında gezintiye çıkarıyor.

Arzu edenler, gölde kano turu yapabiliyor ve sıcak hava balonuyla vadinin dev bir karınca yuvasını andıran coğrafyasını kuşbakışı izleyebiliyor. Ayrıca göl çevresinde Frigya Binicilik ve Etnik Sporlar Merkezi’nin yapılması, hedefler arasında. Kır kahvesinin koyu gölgeli çardağında köy ayranımı yudumlarken, gölün üzerinde vakur bir kuğu gibi süzülen Frig kayığını seyrediyorum.

Geride bıraktıkları zengin kültürel mirasla tarih sahnesine veda eden Frigleri saygıyla yâd etmek geçiyor içimden. En iyisi, Anadolu’nun bu barışçıl ve doğasever halkının izlerini sürmeye devam etmek. vakit kaybetmeden Kayıhan’daki Göynüş Vadisi’nin heyecan verici köşelerinden biri olan Maltaş’a yaklaşıyoruz. Yakın zaman önceye kadar küçükbaş ve büyükbaş hayvanların dinlendirildiği bir açık hava ahırı olarak kullanıldığı için yöre halkı tarafından bu isimle adlandırılan Maltaş, Frig tarzı tipik bir tapınak cephesi aslında. MÖ 7’nci yüzyılda inşa edildiği sanılan bu törensel alanın, geçtiğimiz yıla kadar toprak altında kalan zemin kısmı gerçekleştirilen kazı çalışmalarıyla ortaya çıkarılmış.

Geniş bir düzlüğün kıyısında heyula gibi yükselen tapınağın zemininde bir kapı, ayrıca sol üst kenarda dikey bir yazıt dikkat çekiyor. Tapınağın arka tepesinde ise derin kuyu formunda bir yarma bulunuyor. Rehberimizin verdiği bilgilere göre Frigler, bu kuyunun yanında besili bir boğa kurban eder, hayvanın kanı bu kuyudan aşağı akıtılır, aşağıda bekleyen rahip bu kanla yıkandıktan sonra kanlar içinde tapınağın kapısına çıkarak avluda bekleyen halkı selamlarmış. Sahiden de insanı şok eden bilgiler değil mi?

Efsaneler Diyarı

Artık rotamızın finaline doğru yaklaşıyoruz. Sanki rastlantısal olarak gökyüzünden düşüp yere saplanmış balta taşlarını anımsatan dev sivri kayalarla çevrili bu ilginç eski çağ yerleşiminin yılankavi yolları, vadi boyunca kayalara oyulmuş onlarca Frig eserini saklıyor. Maltaş’a yaklaşık 500 metre mesafede iki önemli Frig eseri daha bizi bekliyor. Anıtsal nitelikte iki mezar odasına sahip Yılantaş bunlardan biri. Konuklarına mitolojik hikâyeler fısıldayan karmaşık bir kaya ormanının kıyısındaki anıtın dış tarafını süsleyen aslan kabartmasının sadece baş ve ayak kısmı günümüze ulaşabilmiş. İç mekândaki hurma yapraklı sütun başlığı, Friglerin Çukurova’ya indikleri dönemleri, yani MÖ 700’lü yılları işaret ediyor. Yılantaş’ın doğusunda, aynı kayalıkların devamında bulunan Aslantaş ise ön yüzündeki kapı boşluğunun her iki yanında ayağa kalkmış, karşılıklı iki heybetli aslan ve ayaklarının altında birer yavru aslan kabartmaları ile özgün bir mimari tarz sergiliyor.

Kapının üzerinde hayat ağacını andıran bir kütle ve bunun da üstünde her iki yana uzanmış kanatlı güneş kursu yine kabartma biçiminde yer alıyor. Hafif tonoz tavanlı yapının sol tarafında, içerisinde ölüyü yatırmak için taş bir sedir bulunan küçük bir hücre yer alıyor. Önemli bir Frig kralının mezarı olduğu düşünülen Aslantaş’ın, MÖ 7’nci yüzyılda yapıldığı sanılıyordu. oysa yakın zaman önce bölgede yapılan araştırmalar, bu kaya mezarının geçmişinin çok daha eskiye uzandığını ortaya çıkarmış. Yeri gelmişken Friglerin Gordias’tan sonra tüm krallarını Midas adıyla tanımladığını belirtelim. Frig Yolu’nun bize sunduğu sürprizler bitmiyor. Buraya kadar gelmişken vadinin yükselen yıldızı Ayazini’ni görmek gerek. Zaman kaybetmemek adına minibüsle ulaştığımız kasaba, rotamızın hediyesi oluyor. Çevre düzenlemeleri, altyapı, peyzaj ve restorasyon çalışmalarıyla enikonu bir turizm köyüne dönüşen bu eski bir Frig yerleşimi, taş evlerinin yanında kayalara oyularak yapılmış çok sayıda manastır, kilise ve şapelle cazibe kazanıyor. 11’inci yüzyılda inşa edilmiş bir Bizans yapısı olan Ayazini Kaya Kilisesi bunlardan biri. Buradan köye uzanan yol, sayısız mağara oluşumuyla son derece etkileyici bir izlek oluşturuyor. İlk bakışta Kapadokya’nın taş devri yerleşimi Ürgüp’ü anımsatan köyün girişindeki meydanda hediyelik eşya tezgâhlarıyla karşılanıyoruz.
Meydanın hemen arkasındaki dev kaya bloğu, arı kovanını çağrıştıran yüzlerce hücresiyle “dünyanın ilk apartmanı” olarak lanse ediliyor.

Kocaman kayalar oyularak kaleleştirilen bu eski yerleşim, 3 bin yıllık geçmişe kapı aralıyor. Gün yavaş yavaş ağarıp çevremdeki hayalet kayalıkların saman sarısı rengini kızıla boyarken, meydandaki heykele dalıyor gözlerim. Efsane Kral Midas’ın sırrını kuyuya fısıldayan Frigyalı berberi betimleyen bu yapıtın yanı başında, “Midas’ın kulakları eşekkulakları” sözünü tekrarlayıp bu büyülü coğrafyaya veda ediyorum. Tekrar gelmeye söz vererek…

↑ Back to top