0

Dünyayı Denizden Keşfetmenin Başka Bir Yolu

Bazı yolculuklar varılan şehirle değil, oraya nasıl varıldığıyla akılda kalır. Explora Journeys’in Akdeniz ve Kuzey Avrupa rotalarında gemi bir amaç değil, her limana açılan bir kapı.

Portofino’ya karadan varmakla denizden yaklaşmak aynı şey değil. Kıyı henüz uykulu, balıkçı tekneleri yerlerini yeni alıyor, kafelerin sandalyeleri daha dizilmemiş. Ayak basmadan önce bile o yerle tanışmış oluyorsunuz. Deniz yolculuklarında en çok bunu seviyorum: şehir kendini yavaş yavaş açıyor.

Explora Journeys’in rotaları da bu fikir üzerine kurulu. Klasik kruvaziyer mantığından uzak duruyorlar; gemi önemli ama asıl mesele limanda geçen saatler. Aynı sefere binen iki yolcu bile bambaşka anılarla dönebiliyor.

Barcelona’dan Roma’ya

Yedi gecelik Akdeniz rotası klasik liman turlarının ötesine geçiyor. Cannes’da sahilde yürümek yerine kısa bir yolla Grasse’a çıkıp kendi parfümünüzü hazırlayabiliyorsunuz. İsteyenler yol üstünde Biot’ya uğrayıp cam ustalarının atölyelerini görüyor.

Portofino sabah saatlerinde en iyi halinde. Liman kenarında kısa bir tur, denize karşı bir kahve, dar sokaklarda amaçsızca dolaşmak buranın yıllardır ilgi görmesinin sebebi zaten bu kadarı.

Cinque Terre denizden bambaşka görünüyor. Kayalıklara tutunmuş beş köy, fotoğraflardan tanıdığınız görüntü, bu kez güverteden izleniyor. Ardından Floransa’nın sokakları, Toskana’nın bağları geliyor.

Korsika’da iş yavaşlıyor. Ajaccio’nun küçük meydanları, pazar tezgâhları, zeytinyağı üreticileri kendini hemen belli ediyor. Kısa bir şarap tadımı ya da kıyı boyunca bir tekne turu, adayı tanımaya çoğunlukla yetiyor.

İbiza’nın sessiz yüzü, Tunus’un mavi kapıları

Aynı liman noktalarıyla başlayıp biten farklı bir Akdeniz rotasında duraklar değişiyor. İbiza’nın gece hayatıyla bilinen imajı sabahları yerini iç kesimlerdeki küçük üreticilere, çiftliklere bırakıyor. Tekne yoluyla ulaşılan Formentera’nın koyları günü yavaşlatmak isteyenler için iyi bir durak.

Tunus’ta Kartaca kalıntıları var. Birkaç kilometre ötesindeki Sidi Bou Said, beyaz evleri ve mavi kapılarıyla küçük bir sahil kasabası ama yıllardır ressamların, yazarların uğrak yeri.

Sicilya’da Etna’nın gölgesinde geçen bir gün, adanın volkanik topraklarla nasıl şekillendiğini gösteriyor. Bölgedeki bağ ziyaretleri Sicilya mutfağının neden bu kadar karakterli olduğunu da anlatıyor.

Kuzeye doğru: İrlanda, İskoçya, İzlanda

Markanın rotaları Akdeniz’le sınırlı değil. İngiltere’den başlayıp İzlanda’ya uzanan sefer bambaşka bir coğrafyaya açılıyor. İrlanda kırsalındaki yürüyüşler, Giant’s Causeway’in bazalt sütunları, Dunluce Kalesi hepsi tek günde görülebiliyor.

İskoçya’nın batı adalarında hayat yavaşlıyor. Harris’teki küçük damıtımevleri yerel üretimi merak edenler için ilgi çekici. İzlanda’da fiyortlarda kano, balina gözlemi, jeotermal kaynaklar aynı günün parçası olabiliyor. Reykjavik çevresindeki buzul gezileri ve helikopter turları da cabası.

Gemiye dönüş

Günün sonunda güverteye çıktığınızda deniz artık bir sonraki durağa götüren yol oluyor. Okyanus manzaralı süitler, farklı mutfaklara açılan restoranlar var elbette. Ama birkaç gün sonra fark ediyorsunuz ki aklınızda kalan oda değil, sabah kahvenizi hangi limanda içtiğiniz.

Bu yaklaşımın arkasında msc Group’un uzun yıllara dayanan denizcilik deneyimi var. Bu yaz filoya katılacak Explora III ile marka büyümeyi sürdürüyor, önümüzdeki dönemde Karayipler de rotalara eklenecek.

Eve dönerken bavulda birkaç hatıra taşınıyor: Portofino’da içilen kahve, Grasse’da hazırlanan parfüm, Sidi Bou Said’in mavi kapıları. Ben en çok İzlanda’da kıyıya sessizce yaklaşan bir balinayı hatırlıyorum o an geminin nerede olduğunu bile unutmuştum.

↑ Back to top