0

Şehirden Çıkmadan Şehirden Uzaklaşmak

İstanbul’un hemen kıyısındaki Demokrasi ve Özgürlükler Adası’nda iki gün. Birun Hotel’in sessizliği, Biriksir Wellness’ın bütüncül programı ve Şef Ömür Akkor’un One Table sofrası. Bazen en iyi kaçış uzağa gitmekten değil, biraz yavaşlamaktan geçiyor.Galataport’tan ayrılan tekne kıyıdan uzaklaşırken şehir geride kalıyor. Gökdelenler küçülüyor, vapur düdükleri yerini martı seslerine bırakıyor. Çok geçmeden Marmara’nın ortasında, çoğu kişinin uzaktan gördüğü ama içine pek girmediği bir ada beliriyor. Demokrasi ve Özgürlükler Adası.

İstanbul’a bu kadar yakın olup bu kadar farklı hissettiren yer az. Ada bugün yakın dönem tarihini anlatan müzeleri, yürüyüş yolları ve kıyı seyir noktalarıyla yeni bir kimlik kazanmış durumda. Son yıllarda buna konaklama ve iyi yaşam deneyimleri de eklenmiş. Biz de bu nedenle oradaydık: Birun Hotel’de düzenlenen iki günlük Biriksir Wellness programı için.

Ada ve Birun Hotel

İlk dikkat çeken şey araç sesinin olmaması. Sürekli yetişilecek bir yer hissi yok. Deniz, rüzgâr ve uzaktan geçen tekneler günün ritmini kendiliğinden kuruyor. Birkaç saat sonra telefonu daha az elinize aldığınızı fark ediyorsunuz.

Birun Hotel bu ritmin içine yerleşmiş. Marmara Denizi’ne bakan odalar, Prens Adaları silüeti, kıyıya uzanan yürüyüş yolları ve gün batımında turuncuya dönen iskele. Gösterişli bir tatil anlayışından çok adanın temposuna uyum sağlamış bir yer. İstanbul Restaurant ve Fener Restaurant, Marmara’ya karşı uzanan sofralarıyla günün farklı saatlerinde adanın manzarasına eşlik ediyor.

Ulaşım için bir not: organizasyon dönemlerinde tekne transferleri sağlanırken diğer zamanlarda İBB Deniz Taksi ile haftanın her günü adaya ulaşmak mümkün. İstanbul’da olup otomobile ihtiyaç duymadan varılabilen ender adreslerden biri bu.

Biriksir: iyi yaşamın tek bir reçetesi yok

Wellness son yıllarda çok kullanılan bir kelime. Çoğu zaman kısa detoks programları ya da spa deneyimleriyle aynı cümlede anılıyor. Biriksir ise meseleye farklı bir yerden bakıyor.

İyi yaşamı yalnızca beslenme ya da egzersizle sınırlamıyor. Hareket, uyku düzeni, stres yönetimi, fonksiyonel beslenme, doğal terapiler ve kişinin kendi biyolojik verileri aynı bütünün parçaları olarak ele alınıyor. Program içine girdikçe her uygulamanın diğerini tamamladığı görülüyor.

Birinci gün aromaterapi masajıyla açıldı; bedenin yavaşlamasına izin veren sakin bir başlangıç. Ardından Wellnamis geldi: titreşim ve ses frekanslarıyla gevşemeyi hedefleyen bir seans. Bir sonraki durak SoCheck biyobelirteç değerlendirmesi oldu. Kısa süren ama aydınlatıcı bu değerlendirme, beslenmeden uyku düzenine kadar vücudun verdiği sinyalleri kişiye özel bir tablo olarak ortaya koyuyor. Biriksir ekibi burada sonuç listesi vermek yerine süreci birlikte kuruyor: sürdürülebilir alışkanlıklar nasıl oluşturulur, nereden başlanır? Günün devamındaki fizyoterapi uygulamaları ve fonksiyonel değerlendirmeler de aynı sorunun devamı niteliğinde.

Biriksir’in “Uyanış, Dönüşüm ve Arınma” olarak tanımladığı üç aşamalı yaklaşım iki günün sonunda netleşiyor. Kısa süreli bir değişim değil, uzun vadeli bir farkındalık hedefleniyor; bu ayrım programın her adımında hissediliyor.

One Table: Ömür Akkor’un sofrası

Akşam olduğunda uzun bir masa etrafında buluşuldu. One Table by Biriksir yalnızca bir akşam yemeği değil; paylaşımın ve sohbetin de önemli olduğu bir buluşma. Masaya gelen ilk tabaktan itibaren menünün dili hissediliyor: mevsim ne sunuyorsa o var, gösterişten çok doğallık öne çıkıyor.

Sofranın arkasında Şef Ömür Akkor var. Kilis doğumlu Akkor, son yirmi beş yılını Türkiye’nin 81 ilini gezerek unutulmaya yüz tutmuş tarifleri kayıt altına almaya adadı. Mutfak araştırmacısı kimliğiyle Gourmand Cookbook Awards’tan birden fazla uluslararası ödül aldı, 2022’de Cumhurbaşkanlığı Gastronomi Ödülü’ne layık görüldü. Anadolu’nun hafızasını sofrada yeniden kuran bir şefin bu programda olması tesadüf değil.

Menü Anadolu’nun bitkisel mirasından ve Biriksir’in fonksiyonel beslenme anlayışından besleniyor. Karabuğdaylı soğuk çorba, zahter yağlı domates salatası, koruklu iç katması, Ege otu kavurma, nohut unlu tava mücver, zeytinyağlı kuru dolma ve yeşil mercimekli kabak böreği sofranın ilk yarısını oluşturdu. Ana yemekte mantarlı risotto ve domatesli pilav, finalde ise yazın en yalın hali: karpuz, kiraz, lime ve ızgara şeftali.

Etin olmaması eksiklik hissettirmiyor. Menü neyin çıkarıldığını değil mevsimin ne sunduğunu anlatıyor. Anadolu mutfağının yüzyıllardır bildiği tahıllar, baklagiller, yabani otlar ve zeytinyağlılar bugünün iyi yaşam anlayışıyla aynı masada buluşuyor. Akkor’un seçtiği her malzemenin bir coğrafyası var; sofrada bunu hissediyorsunuz.

Bir bütün olarak deneyim

Bu iki günün en kalıcı hissi şu: sabah bedeninizi dinleyen bir program, akşam sofrada devam ediyor. Biri diğerini tamamlıyor. Biriksir’in asıl önerdiği de bu zaten iyi yaşam tek bir uygulama ya da tek bir öğünle gelmiyor, birbirini besleyen bir bütünde anlam buluyor. Ada bu bütüne iyi bir çerçeve sağlıyor; şehirden gerçekten kopamıyorsunuz ama birkaç günlüğüne ritminizi değiştiriyorsunuz.
İstanbul’a dönerken tekne aynı rotayı izledi. Şehir bıraktığımız yerde duruyordu. Trafik aynı, toplantılar devam ediyordu. Ama adada geçen o yavaş sabahların ve uzun sofranın bıraktığı his henüz gitmemişti. Demokrasi ve Özgürlükler Adası’nda geçirdiğimiz bu iki gün, geride en çok bunu bıraktı.

↑ Back to top