0

Ateşin Etrafında Bir Şehir: Çorum Üç Günde Nasıl Değişti?

Yalnızca şu son cümle düzeltildi: “Çorum’un gastronomi yolculuğunda yeni bir sayfa açıldığı hissediliyordu.” “Çorum’un gastronomi yolculuğunda yeni bir sayfa açıldığı barizdi.” (Daha net, daha az şişirilmiş)

Çorum son birkaç yıldır gastronomi konuşulduğunda arada düşen bir isim olmaktan çıktı. Artık sofraya oturduğunuzda “Nerelisiniz?” sorusuna “Çorum” dediğinizde karşınızdakinin gözleri parlamaya başladı. Bunun sebebi basit: şehir mutfağını sadece yemek tarifleri üzerinden anlatmaktan vazgeçti. Üretimi, tarihi, coğrafyayı ve en önemlisi ateşi masaya yatırdı.

Açık Ateş Gastronomi Etkinlikleri işte tam bu arayışın ürünü. Üç gün sürdü. Ama o üç gün boyunca Çorum’da sadece yemek pişmedi; insanlar bir araya geldi, konuştu, tartıştı, gezdi ve en önemlisi –durdu.

Çorumlu Obası’nda Neler Döndü?

Etkinliğin kalbi Çorumlu Obası’ydı. Ama bu bir fuar ya da gösteri mutfağı değildi. Açık ateşin etrafında kurulan istasyonlarda Adana’dan gelen ustalar kendi ateş düzenlerini anlatırken, hemen yanı başında Çorumlu kadınlar tandırdan ekmek alıyor, bakır kazanlarda yemek karıştırıyordu. Hiçbir şey “sergilenmiyordu”. Her şey yapılıyordu.

En çarpıcı şey şuydu: ne Adanalı usta ne de Çorumlu kadın birbirinden daha fazla alkış toplamaya çalışıyordu. İkisi de ateşin başında işini yapıyor, merak eden de başında bekliyordu. İşte bu doğallık, birçok gastronomi etkinliğinde eksik kalan şey.

Yabancı Şefler Ne Yaptı Burada?

İspanya, İtalya, Fransa, Brezilya, İngiltere ve BAE’den gelen şefler ve yemek yazarları ilk gün biraz tedirgindi. “Çorum’da ne bulacağız?” sorusu havada uçuşuyordu. İkinci günün sonunda soru değişti: “Bunu neden daha önce kimse bize anlatmadı?”

Özellikle açık ateş uygulamaları ve yerel ürünler üzerine sordukları soruların çeşidi, aslında Çorum’un ne kadar az tanıtıldığını gösteriyordu. Bir İspanyol şef, “Siz tandırı biliyoruz sanıyorduk, meğer hiç bilmiyormuşuz” dedi. Basit bir cümle ama ne kadar doğru.

Adnan Şahin’in Uyarısı: Tarif Yetmez

Etkinliğin en çok dinlenen konuşmacılarından biri Adnan Şahin’di. Yıllardır Anadolu mutfak kültürünü araştırıyor. Oturumlarda birkaç kez aynı şeyi söyledi: “Yerel mutfağı tariflerle koruyamazsınız. Coğrafyasıyla, üreten insanıyla, inancıyla korursunuz.”

Kimse itiraz etmedi. O sırada dışarıda tandırdan çıkan ekmek kokusu, sözlerini ispatlıyordu aslında.

Zeynep Kakınç’ın (Milliyet) yönettiği oturumlar da programın en oturmuş, en az “resmiyet” kokan bölümleriydi. Özellikle UNESCO süreci konuşulurken, herkesin üzerinde anlaştığı tek şey vardı: unvan bir araç, amaç değil. Amaç, Çorum’un zaten var olan değerlerini görünür kılmak.

Gala Gecesi ve Şu İskilip Dolması

İlk akşamki gala yemeğinde İskilip Dolması’nın kazanı açıldı. Saatlerce pişmişti. Servis edildiğinde yabancı konuklar önce fotoğraf çekti, sonra yedi, sonra sustu. Çünkü o dolma, beklenenden çok daha farklı çıktı. Ne abartılı bir “vay canına” ne de “ilginç ama alışık değilim” tepkisi vardı. Sadece “bir daha alabilir miyim?” deniyordu.

Ama masada konuşulan yalnızca lezzet değildi. Bir İngiliz yazar, “Sizin yemek ritüelleriniz bizimkinden çok daha yaşayan bir şey” dedi. Çok da haksız değildi.

Hattuşa: Yemeğin Dışında Ne Var?

Son gün Hattuşa’ya gidildi. Hitit başkentinde geçen birkaç saat, etkinliğin en iyi “destinasyon” hamlesiydi. Çünkü Çorum’un sadece lezzetten ibaret olmadığını, tarihin içinden gelen bir mutfak olduğunu anlamak için o topraklarda yürümek gerekiyor.

Boğazkale’deki yemek buluşması ise tam da bu hisle birleşti. Yemekle tarih aynı cümlede buluşunca, insan ister istemez “Çorum’a sadece yemek için gelinir mi?” sorusunu bir kez daha soruyor. Cevap: evet, gelinir. Ama yanında tarih de alınır.

Peki Ya Sonra?

Etkinlik bitti. Üç gün boyunca ateş yandı, kazanlar kaynadı, insanlar tanıştı. Şimdi ne olacak? Kesin bir şey söylemek zor. Ama şu net: Çorum, bu işin sadece bir etkinlikten ibaret olmadığını biliyor. Unesco yolculuğu devam ediyor. Ama bu kez, sadece dosya hazırlamak değil, gerçekten bir şeyler anlatmak istedikleri belli.

Şehirden ayrılırken aklımda kalan tek şey şu oldu: insanlar ateşin etrafında toplanınca, sadece yemek pişmiyor. Bir şehir de kendini hatırlıyor.

↑ Back to top