ROBUCHON MONACO’DA İKİ GECE: OSMAN SEZENER VE OD URLA’NIN EGE’Sİ
Robuchon Monaco’nun mutfağını iki geceliğine devralan Osman Sezener, yanında getirdiği 60 kiloya yakın malzemeyle Ege’nin bin yıllık mutfak mirasını Monako’ya taşıdı. Karaburun çizgili kefal yumurtasından Manisa mesir macununa, Uşak tahininden Bodrum mandalinasına uzanan sekiz tabaklık menü, Michelin yıldızlı bir şefin kendi coğrafyasıyla kurduğu bağın ne kadar güçlü olabileceğini gösterdi.
Bir yıl önce başlayan bir davetle. Robuchon Monaco’nun yatırımcısı, İzmirli bir iş insanının arkadaşıyla birlikte Urla’ya, OD Urla’ya gelir. Yemeğin ardından şefle tanışmak ister. Söylediği cümle basittir: “Dünyanın birçok ülkesinde restoranlara giderim ama bugüne dek yediğim en iyi yemekti.” Ardından davet gelir: “Bizim restoranda da özel bir yemek yap.”
18-19 Ağustos 2026’da Sezener, OD Urla ekibinden şefler Arda Yunt, Kerem Halıcıoğlu ve Zeynep Serenli’yle birlikte Robuchon Monaco’nun mutfağına giriyor. Yanlarında 50-60 kilo malzeme var. Taze deniz ürünleri, et ve sebzeler Monako’dan temin ediliyor. Ama valizlerde gelenler, burada bulunması mümkün olmayanlar: Karaburun çizgili kefal yumurtası, Aydın inciri, Ege sakızı, Uşak tahini, Bodrum mandalinası, Manisa mesir macunu, OD Urla’nın kendi yetiştirdiği kırmızı biber.
Robuchon’un yaklaşımı da alışılmadıktı: konuk şefi var olan düzene entegre etmek yerine, mutfağın anahtarlarını Sezener’e teslim ettiler. Yani bu, bir konuk performansından çok, OD Urla’nın geçici olarak Monako’ya taşınması gibiydi.
Yemek masadan önce başlıyor
Her tabağın yanında “Ege’den Monako Prenslîği’ne” başlıklı küçük bir kitapçık duruyor. Açtığınızda karşınıza Türkiye haritası üzerine işlenmiş bir malzeme yolculuğu çıkıyor. Başka bir sayfada bu malzemelerin ardındaki gelenekler anlatılıyor. Menü bir dekorasyon değil; akşam yemeğinin haritası.
Sezener’in giriş yazısındaki cümle, felsefesini özetliyor: “Kendi coğrafyamızla ne kadar derin bağ kurarsak, o kadar evrensel oluruz.”
Sekiz tabakta Anadolu
Osman Sezener, 1982’de İzmir’de doğdu. Amiral gemisi OD Urla, Urla’nın zeytinlikleri arasında yer alıyor; hem Michelin yıldızına hem de Michelin Yeşil Yıldız’a sahip. Bodrum’daki Kitchen by Osman Sezener de bir Michelin yıldızı taşıyor. Felsefesi farm-to-table, yerel malzeme ve odun ateşinde pişirme.
Üç amuse-bouche ile başlayan akşam, ilk tabakta netleşiyor: Uşak tahini ve havyarlı ton balığı. Sunum Michelin yıldızı zarafetinde, ama lezzetler başka bir coğrafyaya ait. Daha önce tatmadığınız kombinasyonlar; cesur, derin, ama kontrollü.
Menü devam ediyor: Ege sakızı ve zeytinyağlı ahtapot; ıstakoz, kalamar ve yaz domatesiyle Türk kuskus risotto; günün balığı kabak çiçeği ve Bodrum mandalina sosuyla. Ardından sumaklı ve közlenmiş kırmızı biberli bir şerbet. Sonra Wagyu, patlıcan beğendi ve Manisa mesir macunuyla buluşuyor. Tatlıda yoğurt, ahududu şerbeti ve Türk zeytinyağı.
Bazı malzemelerin tarihi, onları sunan restorandan çok daha eski. Tarhana, Türk köylerinde nesiller boyu yapılmış, yazın hazırlanıp kışa saklanmış. Mesir macunu ise Osmanlı’dan gelen bir macun; bal ve baharatlarla yapılıyor. Ama masaya gelen yemeklerde ne tarihsel bir ağırlık ne de gösterişli bir ders var. Sezener, Türk mutfağını yeniden icat etmeye çalışmıyor; coğrafya, tarih ve nesiller boyu süren pişirme kültürüyle şekillenmiş bir mutfak geleneğinden besleniyor.
“Türk mutfağı inanılmaz derecede geniş. Hayvanın her yerinden faydalanarak pişiriyoruz ve yüzyıllardır zeytinyağıyla yemek yapıyoruz. Türkiye çok büyük bir ülke; her bölgenin kendi malzemeleri ve pişirme yöntemleri var. Bu muazzam bir çeşitlilik yaratıyor.”
Bir ekibin performansı
Gecenin en dikkat çeken yanı şuydu: Sezener’in ekibi, Robuchon mutfağında yabancı bir ortamda çalışıyor olmalarına rağmen, baştan sona kendi kimliklerini kaybetmediler. Menüyü sunarken kendinden emin, servis sırasında sakin ve işbirlikçiydiler.
Onlar için Robuchon mutfağında yemek yapmanın ayrı bir anlamı vardı: “Robuchon bizim için önemli bir isim. Mutfak okulundayken Joël Robuchon hakkında çok şey öğrendik, burada yemek yapmak bizim için bir onur. Ekibimin başka bir ülkeyi birlikte ziyaret etmesi, farklı bir mutfak görmesi ve yeni ilham bulması da önemli.”
Yıllar önce Joël Robuchon’un çalışmalarını okuyarak yetişen şeflerin, şimdi Monako’ya gelip kendi yemeklerini, kendi yöntemleriyle, onun adının altında pişirmesi anlamlı bir simgeydi. Robuchon’un Fransız şarap eşleştirmeleri sohbete eşlik etti, ama gece tartışmasız Sezener’e ve Türkiye’ye aitti.
Son
Sekiz tabakla anlatılan, sadece bir akşam yemeğinden fazlasıydı. Bin yıllık, olağanüstü bölgesel ve uluslararası tanımının önerdiğinden çok daha sofistike bir mutfağa pencere açıldı.
Ve masamızda bir soru bıraktı: Osman Sezener, Monako’ya iki gece boyunca OD Urla’yı yaşattı. Ama tadına baktıktan sonra, iki gece yetmiyor.
Yazı: Mehmet Tel
↑ Back to top
Bir yıl önce başlayan bir davetle. Robuchon Monaco’nun yatırımcısı, İzmirli bir iş insanının arkadaşıyla birlikte Urla’ya, OD Urla’ya gelir. Yemeğin ardından şefle tanışmak ister. Söylediği cümle basittir: “Dünyanın birçok ülkesinde restoranlara giderim ama bugüne dek yediğim en iyi yemekti.” Ardından davet gelir: “Bizim restoranda da özel bir yemek yap.”
18-19 Ağustos 2026’da Sezener, OD Urla ekibinden şefler Arda Yunt, Kerem Halıcıoğlu ve Zeynep Serenli’yle birlikte Robuchon Monaco’nun mutfağına giriyor. Yanlarında 50-60 kilo malzeme var. Taze deniz ürünleri, et ve sebzeler Monako’dan temin ediliyor. Ama valizlerde gelenler, burada bulunması mümkün olmayanlar: Karaburun çizgili kefal yumurtası, Aydın inciri, Ege sakızı, Uşak tahini, Bodrum mandalinası, Manisa mesir macunu, OD Urla’nın kendi yetiştirdiği kırmızı biber.
Robuchon’un yaklaşımı da alışılmadıktı: konuk şefi var olan düzene entegre etmek yerine, mutfağın anahtarlarını Sezener’e teslim ettiler. Yani bu, bir konuk performansından çok, OD Urla’nın geçici olarak Monako’ya taşınması gibiydi.
Yemek masadan önce başlıyor
Her tabağın yanında “Ege’den Monako Prenslîği’ne” başlıklı küçük bir kitapçık duruyor. Açtığınızda karşınıza Türkiye haritası üzerine işlenmiş bir malzeme yolculuğu çıkıyor. Başka bir sayfada bu malzemelerin ardındaki gelenekler anlatılıyor. Menü bir dekorasyon değil; akşam yemeğinin haritası.
Sezener’in giriş yazısındaki cümle, felsefesini özetliyor: “Kendi coğrafyamızla ne kadar derin bağ kurarsak, o kadar evrensel oluruz.”
Sekiz tabakta Anadolu
Osman Sezener, 1982’de İzmir’de doğdu. Amiral gemisi OD Urla, Urla’nın zeytinlikleri arasında yer alıyor; hem Michelin yıldızına hem de Michelin Yeşil Yıldız’a sahip. Bodrum’daki Kitchen by Osman Sezener de bir Michelin yıldızı taşıyor. Felsefesi farm-to-table, yerel malzeme ve odun ateşinde pişirme.
Üç amuse-bouche ile başlayan akşam, ilk tabakta netleşiyor: Uşak tahini ve havyarlı ton balığı. Sunum Michelin yıldızı zarafetinde, ama lezzetler başka bir coğrafyaya ait. Daha önce tatmadığınız kombinasyonlar; cesur, derin, ama kontrollü.
Menü devam ediyor: Ege sakızı ve zeytinyağlı ahtapot; ıstakoz, kalamar ve yaz domatesiyle Türk kuskus risotto; günün balığı kabak çiçeği ve Bodrum mandalina sosuyla. Ardından sumaklı ve közlenmiş kırmızı biberli bir şerbet. Sonra Wagyu, patlıcan beğendi ve Manisa mesir macunuyla buluşuyor. Tatlıda yoğurt, ahududu şerbeti ve Türk zeytinyağı.
Bazı malzemelerin tarihi, onları sunan restorandan çok daha eski. Tarhana, Türk köylerinde nesiller boyu yapılmış, yazın hazırlanıp kışa saklanmış. Mesir macunu ise Osmanlı’dan gelen bir macun; bal ve baharatlarla yapılıyor. Ama masaya gelen yemeklerde ne tarihsel bir ağırlık ne de gösterişli bir ders var. Sezener, Türk mutfağını yeniden icat etmeye çalışmıyor; coğrafya, tarih ve nesiller boyu süren pişirme kültürüyle şekillenmiş bir mutfak geleneğinden besleniyor.
“Türk mutfağı inanılmaz derecede geniş. Hayvanın her yerinden faydalanarak pişiriyoruz ve yüzyıllardır zeytinyağıyla yemek yapıyoruz. Türkiye çok büyük bir ülke; her bölgenin kendi malzemeleri ve pişirme yöntemleri var. Bu muazzam bir çeşitlilik yaratıyor.”
Bir ekibin performansı
Gecenin en dikkat çeken yanı şuydu: Sezener’in ekibi, Robuchon mutfağında yabancı bir ortamda çalışıyor olmalarına rağmen, baştan sona kendi kimliklerini kaybetmediler. Menüyü sunarken kendinden emin, servis sırasında sakin ve işbirlikçiydiler.
Onlar için Robuchon mutfağında yemek yapmanın ayrı bir anlamı vardı: “Robuchon bizim için önemli bir isim. Mutfak okulundayken Joël Robuchon hakkında çok şey öğrendik, burada yemek yapmak bizim için bir onur. Ekibimin başka bir ülkeyi birlikte ziyaret etmesi, farklı bir mutfak görmesi ve yeni ilham bulması da önemli.”
Yıllar önce Joël Robuchon’un çalışmalarını okuyarak yetişen şeflerin, şimdi Monako’ya gelip kendi yemeklerini, kendi yöntemleriyle, onun adının altında pişirmesi anlamlı bir simgeydi. Robuchon’un Fransız şarap eşleştirmeleri sohbete eşlik etti, ama gece tartışmasız Sezener’e ve Türkiye’ye aitti.
Son
Sekiz tabakla anlatılan, sadece bir akşam yemeğinden fazlasıydı. Bin yıllık, olağanüstü bölgesel ve uluslararası tanımının önerdiğinden çok daha sofistike bir mutfağa pencere açıldı.
Ve masamızda bir soru bıraktı: Osman Sezener, Monako’ya iki gece boyunca OD Urla’yı yaşattı. Ama tadına baktıktan sonra, iki gece yetmiyor.
Yazı: Mehmet Tel
Latest
- Latest
- Food and Travel
- 2016 Sayıları
- Ağustos Sayısı 2014
- Ağustos Sayısı 2015
- Ağustos Sayısı 2016
- Aralık Sayısı 2013
- Aralık Sayısı 2014
- Aralık Sayısı 2015
- Ekim Sayısı 2013
- Ekim Sayısı 2014
- Ekim Sayısı 2015
- Eylül Sayısı 2014
- Eylül Sayısı 2015
- Haziran Sayısı 2014
- Haziran Sayısı 2015
- Haziran Sayısı 2016
- Kasım Sayısı 2013
- Kasım Sayısı 2014
- Kasım Sayısı 2015
- Mart Sayısı 2014
- Mart Sayısı 2015
- Mart Sayısı 2016
- Mayıs Sayısı 2014
- Mayıs Sayısı 2015
- Mayıs Sayısı 2016
- Nisan Sayısı 2014
- Nisan Sayısı 2015
- Nisan Sayısı 2016
- Ocak Sayısı 2014
- Ocak Sayısı 2015
- Ocak Sayısı 2016
- Seyahat
- Şubat Sayısı 2014
- Şubat Sayısı 2015
- Şubat Sayısı 2016
- Temmuz Sayısı 2014
- Temmuz Sayısı 2015
- Temmuz Sayısı 2016
- Gurme Seyahat
- Haberler
- Yemek
ZEYTİN AĞACI’NIN PEŞİNDE: BİR DİZİ, AYVALIK VE CUNDA’YI NASIL ROTA YAPTI?
KAYA CLUB REWARDS’TA YENİ DÖNEM: KONAKLADIKÇA KAZAN, İSTEDİĞİN YERDE HARCA
ROBUCHON MONACO’DA İKİ GECE: OSMAN SEZENER VE OD URLA’NIN EGE’Sİ
FAZIL SAY’IN CAZ TURNESİNDE SIRA İSTANBUL’DA: HARBİYE’DE İKİ GECE ÜST ÜSTE
PİRGE’DEN GASTRONOMİ ÖĞRENCİLERİNİN MUTFAK EĞİTİMİNE ÖZEL SET
BİRİKSİR WELLNESS, KİŞİYE ÖZEL SAĞLIK DANIŞMANLIĞI SUNUYOR
THE MAESTRO HOTEL: İSTANBUL’UN KALBİNDE, BOĞAZ’A KARŞI TASARLANMIŞ BİR KONAKLAMA DENEYİMİ
KÖY MEYDANINDA FELSEFE, TROYA MÜZESİNDE GÖBEKLİTEPE BULUŞMALARI NADAS’A BIRAKILAN SÖZLER YOĞUN İLGİ GÖRDÜ
ARBY’S®, İKONİK CURLY FRIES İLE FARKLI BİR LEZZET DÜNYASININ KAPILARINI AÇIYOR
ANADOLU MUTFAĞININ KÖKLÜ GASTRONOMİ MİRASI İSTANBUL’DA YAŞATILIYOR
PEK FOOD MİLFÖY HAMURU İLE YAZ SOFRALARINDA KAT KAT LEZZET
Atölye Lezzetlerine Yaz Mevsimine Taze Dokunuşlar
CLUB MED’DEN 2026–2027 SONBAHAR VE KIŞ TATİLİ ÖNERİLERİ
Trabzon’un Sofrasını Dünyaya Açmak
İDO, Midilli’ye Üçüncü Uluslararası Hattını Akçay’dan Açtı


