|
 |
Uranyumu Bırakın, Buzlu Konyak Stoğuna Bakın! |
| |
 |
|
Ali Esad Göksel konyağın anavatanı Cognac'ı ve bu zarif içkinin 250 yıllık amiral gemisi Hennessy'nin tesislerini anlatıyor.
Sakın nereden çıktı diye sormayın. Esasen hem yurtta, hem de cihanda yeterince itiş kakış var. Bir konyak stoğumuz eksik kaldı idi, diyeceksiniz! Uluslararası camianın gündem maddesi iki ülke var: İran ve Kuzey Kore. Malum her iki ülkenin de nükleer program ve zenginleştirilmiş uranyum stoğunun tehdit oluşturduğu telaffuz olunuyor. Yıllardır... Oysa tehdit bundan ibaret değil. Kuzey Kore'nin elinde bir diğer stok daha var ki evlere şenlik. Yiyecek içecek meraklıları için o da bir tehdit sayılabilir.
Baklayı ağzından çıkar diyeceksiniz, çıkaralım. Bakın dünyanın en saygın gazetelerinden Washington Post'da Hennessy üzerine özel bir haber yayınlanmış: Kim Jong İl, firmanın en iyi müşterisi olarak nitelendiriliyor. O kim diye meraklanırsanız, diyelim: Kuzey Kore'nin nursuz yüzlü, ceberut hâkimi. Hani geçenlerde bunun elindeki tutsak Amerikalı kadın gazeteciyi kurtarmak için Clinton, Obama'nın temsilcisi olarak ricacı oldu, ayağına kadar gidip yanında tıfıl mürit gibi fotoğraf çektirdi ya. İşte o! Ve işte o adamın konyak alışverişi 10 bin şişe XO. Yanlış anlaşılmasın, yıllık. Hepsi bu mu? Elbette değil. Bu sadece misafirler, dostlar için düşünülen fasıl. Hazret kendisi için daha da seçici: 'Paradis ve ötesi'. Onlar da ne derseniz, işte biz de onu anlatacağız.
Üç beş yıl oluyor. Fransa'nın Cognac bölgesine gittik. Küçük ama şöhretli şehre hâkim Hennessy'e bakmaya. Burası yeryüzünün en büyük konyak rezervine sahip: 250 bin fıçı! Hennessy konyaklarının nehrin iki yakasına yerleşmiş tesis ve mahzenlerini dolaşacağız. Paris Havaalanı'ndan iki saatlik rahat bir yolculukla Cognac'a ulaşıyoruz. Yol, hele son bölümü o kadar sakin bir peyzajın içinde ki, Air France'ın bize ettiklerini bile unutuyoruz. Artık bambaşka bir ruh halindeyiz. Bizi karşılayan muhteremler konyak ikram ediyor. İyi de saat daha 16.30. Benim dünyamda konyak, güzel bir akşam yemeğini takiben sorulmalı! Hayır bu o değil. Zaten servisi yapan vatandaş "Buz ister misiniz?" diye soruyor. Soran gözlerle bakıyorum. Nasıl yani? 19. yüzyılın muhtelif ritüellerle ısıtılıp içinde gizlediği rayihaları sunmasını beklediğimiz 'kutsal içeceği'(!) buzla, soğuk olarak?
Kafamın içindeki sorular bile kışkırtıcı olamıyor. Gülüyorum, belki biraz acı bir gülümseme. Tanrım şu snob Fransızların, marketing için girdiği kılığa bir bakın! Kaderin oyunu bu da değilse ne? Dedik ya başka bir ruh halindeyiz diye; bu muhteşem doğa, sivri sinir uçlarımızı teslim almış durumda!
Nihayet, Chateau de Bagnolet'e ulaşıyoruz. Burası 1820'den kalma, derli toplu koloniyal bir ev. Bir milyon metrekare bir İngiliz Bahçesi'nin içinde. Büyük çim satıhları, bir araya toplanmış lavanta, bambu öbekleri, özenle serpiştirilmiş her daim yeşil ağaçlar. Bu bahçenin güzelliği için sıfat bulamıyorum: Bir cennet! Akşam, kış bahçesine açılan yemek salonunda özenle hazırlanmış bir menü sunuluyor.
Camekanın altında muz ağaçları, cikaslar, egzotik bir nefes. Sofrada ise mahalli bir mutfak, Fransız şarapları... Ama herkesin gözü yemek sonrasında. Öyle ya başrol oyuncusu o zaman sahne alacak. Puro içilen salona geçiyoruz. Konyak soruluyor. "İçer misiniz" diye değil, "Hangisini alırsınız" diye. XO, Paradis ve Richard. Bu üçlü Hennessy'nin gururu. En üstte, vitrinde tuttuğu konyaklar. Benim favorim, Hennessy'nin kurucusuna atfen yapılan Richard. Üzeri asmalarla bezeli çok güzel kristal bir şişede... Richard, bir çiçek bahçesi gibi fevkalade zengin, sert olmayan bir içki. Ama XO ve Paradis'i de unutmamalıyız. Eski ekol konyak meraklılarının daha çok XO 'da kalacaklarını düşünüyorum. Paradis ise Richard'ın ardından favorimiz. Chateau de Bagnolet'deki yemek sonrası seansı geç saatlere kadar sürüyor. Maurice Hennessy dedelerini anlatıyor. Hepsi 'muhterem insanlarmış'. Ee kaçakçılık hikayeleri falan diyen olursa onları, "iyi ama o çok eskiden olmuş, üstelik bugüne öyle bir konyak bıraktılar ki" diye göğüslemek kabil!
Yine de malumu ilan faslından kuzeni Gilles Hennesy'i soruyorum. 'Kuzen Gilles' sıradaki hanedan reisi, 1980-1990 arası bir medya gülü idi. Şunu yaptı, şunu ağırladı falan... O nerede? Uzakdoğu'da imiş. Kendini çalışmaya vermiş, çekik gözlere konyak satarak...
Bugünün devi Hennessy'nin temelini, 1765 yılında İrlanda asıllı Richard atıyor. 1745 yılında orduda iken kıtaya yaptığı 'görev ziyareti' sırasında Charente Nehri ve çevresinin cazibesine kapılan Richard Hennessy, İrlanda ve İngiliz pazarı için imalat ve ticarete başlıyor. Peki aradan 250 yıla yakın bir zaman geçtiğinde durum nasıl? Hennessy dünya konyak piyasasının en önemli aktörü. 32 milyon litrenin üzerinde satışı var. Elbette herkes gibi Hennessy'nin de gözü yeni pazarlarda. Uzakdoğu'da Çin, kıtanın yanı başında Rusya... Bana verilen ilginç bir dipnot: Türkiye'deki toplam satışın daha üzerinde bir rakam Antalya Havaalanı Dış Hatlar Gidiş Terminali'nde satılıyor. Kime? Memleketlerine dönen Ruslara! Sert içkilere aşina 'kuzeyli komşular' hiçbir şeye benzemez votkadan sonra esaslı bir içkiyle tanışıyor. Üstelik bu, onların şanına daha uygun, iyice pahalı!
Ertesi sabah erkenden yola koyuluyoruz; kendimizi Hennessy'nin mahzenlerinde buluyoruz. Charente'in sol yakasında kuzu kuzu dinlenen fıçılar. Üzerlerine menşeleri yazılmış. Tebeşirle, ama inci gibi bir kaligrafiyle. Bütün mahzen, belli ki büyük bir özenin parçası. 200 senelik fıçıların bulunduğu bölüme geçiyoruz. Burada her sene konyağı azalan fıçıları ötekilere aktarıyorlar. Azalıyor da nereye gidiyor? Bu yüksek alkol, 50 derece ya, nasıl saklarsanız saklayın bir yüzdesi uçuyor. İşte bu küçücük yüzdeye bütün dünyada 'meleklerin payı' deniyor. Bu elbette meleklerin Yeşilay'la arası olmadığı kabulünden hareketle oluşmuş bir deyiş.
Nihayet, ertesi gün! Fillioux'nun önündeyiz. 60 yaşlarındaki şık, sakin adam neredeyse 200 yıldır Hennessy'nin konyakların terkibini, tadını emanet ettiği bir ailenin ferdi. Kuzum bu damak, burun derinliği genetik bir şey midir, diye muhtereme soruyoruz. "10 yıl süreyle her sabah 11.00'den 13.00'e kadar 40 konyak tadarsanız, burnunuz da ümitsiz değilse siz de yetişirsiniz" diye yanıtlıyor. Yanında yeni yetme tadıcı adayı var; yeğeni. Sekiz kişilik tadım komitesinin iltimaslı adamı. Her sabah buluşuyor, steril, çiğ ışıkla aydınlatılmış salondaki eksantrik ayine başlıyorlar. Kokluyor, tadıyor ve tükürüyorlar. Sonra hissettiklerini kayda geçiriyorlar. Ha, bu tuhaf tarikatta 'lütfen demokrasi' falan da yok. Son söz Fillioux'nun...
Maurice Hennessy hızla yükselen satışları anlattığında, "Deden Richard seninle gurur duyuyordur" diyorum. Gülüyor, hepimizin bildiği ama telaffuz etmediği isme işaret ediyor: "Bernard Arnoult'u unutmayalım''. O kim mi? Louis Vuitton Moet Hennessy'nin yeni sahibi. Konyağın 250 yıllık amiral gemisi, epey zamandır ona ait!
|
|
|
|
|
|
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
| Gezilecek yeni yerler ve tadılacak yeni lezzetler mi arıyorsunuz ? Doğru yere geldiniz.
|
|
|
|
|