Trabzon, tanımak için emek vermeniz gereken insanlara benziyor...
Trabzon, tarihi ve hırçın doğasıyla çok özel bir şehir ama ne kıymet bilmezlikten dert yanıyor ne de zenginliğinden dem vurarak böbürleniyor. Karadeniz'in gürültülü sularına ayaklarını atmış, çılgın yeşilde huzur buluyor, içine kapanık bir hayat sürüyor.
31 Ağustos'u 1 Eylül'e bağlayan gece... Daha gece yarısı olmadan taka seslerini duymaya başladık. Karadeniz'in üstü av yasağının kalkmasını bekleyen irili ufaklı balıkçı tekneleriyle, altı ise balıkla kaynıyor. Gündüz suda benek benek izler bırakarak geçen balık sürüleri, sabaha tekneleri taşarcasına dolduracak ve tepelerinde dönen iştahlı martılar eşliğinde karaya çıkarılacaklar. Karadeniz sonbaharda en hareketli günlerini yaşıyor. Trabzon'a gitmek için izlediğimiz Beşikdüzü, Vakfıkebir, Çarşıbaşı ve Akçaabat yolu üzerinde bizi başka sürprizler de bekliyor. Deniz kıyısında verdiğimiz uzun molalar, parlak, koyu gri gövdelerini bir gösterip bir suya daldıran yunus sürüleriyle, denize kanatlarının gölgesini düşüre düşüre uçan göçmen kuşları izleme şansı veriyor. Ama mola yerlerimiz sadece kuş ve yunus gözlemi yapabileceğimiz yerler değil, Trabzon ve ilçelerinin ünlü lezzet durakları aynı zamanda. Bunlardan ilki, taş fırınlarda, odun ateşinde pişirilen ekmeğiyle ünlü Vakfıkebir. Yol üstünde bulunan fırınlarda satılan, üç kiloluk, geç bayatlayan bu hafif ekşi ekmeği henüz sıcakken tereyağıyla yemeye doyum olmuyor. Aynı ekmek Trabzon'un merkezinde de satılıyor. 1920'den beri hizmet veren Rüştü'nün Fırını bunlardan biri.
Devamı Food and Travel Ekim 2009 sayısında...