Bir Meczubun Yol Hikayeleri
Söyleşi: Tümay Yazıcı Fotoğraf: Burak Teoman
Evliya Çelebi misali dünyayı dolaşan vurmalı çalgılar üstadı Ayhan Sicimoğlu kentlere ve lezzetlere dair renkli anılarını anlattı.
Seyahat edeceğiniz yeri neye göre belirliyorsunuz?
Eskiden aklını yitirmiş, deli kimselere meczup denirdi. Zamane gençleri bu kelimeyi pek bilmezler ya neyse... Kimseye zararı dokunmazdı bu meczupların. Onlar aşktan delirirlerdi zaten. Ama söz konusu, yalnızca bir kadına ya da erkeğe duyulan aşk değil, aynı zamanda tanrıya ya da doğaya duyulan aşk. Bana biri anlatmıştı: Eskiden İstanbul'da bir meczup varmış. Sabah kalkar, namazını kılarmış. Sonra evden dışarıya çıkar ve başlarmış kendi etrafında hızlıca dönmeye. Böyle dakikalarca döndükten sonra birden durur ve yüzünün dönük olduğu yere doğru ilerlermiş. İşte benim seyahat edeceğim yerleri belirlemem de böyle oluyor. Mesela çekim yapmak için Küba'ya gittik. Oradan ABD'ye gidecektik, konser vermeye. Ancak Küba'dan direkt ABD'ye geçemiyorsunuz. Başka bir yer üzerinden geçmeniz gerekiyor. Biz de madem öyle o zaman Jamaika'ya gidelim dedik.

Gideceğiniz yerde özellikle neyi tecrübe etmek istersiniz? Gideceğiniz yerin insanı, tarihi mirası ya da mutfağını mı?
Bu gibi faktörler elbette gideceğiniz yere göre değişiyor, ancak bana kalırsa hepsi birbirine son derece sıkı sıkıya bağlı. Mesela bir süre önce İtalya'dan arkadaşlarımla beraber Karayipler'e gittik. Martinique Adası'nda buluştuk. Şahane bir ada! Resim gibi, tek kelimeyle kusursuz. Her yer yemyeşil. Altın sarısı kumsallar. Deniz deseniz şeffaf; içinde çeşit çeşit balık yüzüyor. Martinique, Fransız adası olduğu için mimarisi de düzgün. Evler fi lan hep şahane. Çünkü Karayipler'de bazı adalar var, durumları gerçekten vahim. Neyse, dolaşıyoruz adada. Dediğim gibi her şey harika, büyüleyici bir doğa söz konusu. Ama bir şey eksik. Ne olduğunu bulmaya çalışıyorum. Birden ayıldım: Gördüğünüzde size 'Vay be!' dedirtecek bir tarihi eser yok. Biz Türkiye'de köşeyi dönünce tarihi bir sütun görmeye alışmışız; bu konuda çok şımarığız. Bize orada tarihi eser diye bir kazan gösterdiler. Neymiş efendim? Oranın ilk yerlileri tarafından kullanılan bir kazanmış. Kazanı gösterip "200 yıllık" diyorlar. Ne kadar enteresan diyorsunuz tabii, kırmamak için. Bir de bizim buraya bakın.

O zaman siz kesinlikle yola çıkmadan önce gezi planı yapmıyorsunuzdur...
Yok, yapmıyorum. Mesela geçenlerde İtalya'ya gitmiştim. Arkadaşım Marco ağırladı. O benim için bir program yapmıştı zaten "Bugün bağ bozumuna gideceğiz, yarın şu restoranda yemek yiyeceğiz" diye.

Yurtdışındaki arkadaşlarınız Türkiye'ye, sizi ziyaret etmeye geldiklerinde onları nasıl ağırlıyorsunuz? Mesela İstanbul'da nereleri gezdiriyorsunuz?

Elbette onlara önce tarihi yarımadayı gezdiririm. Mesela orada Ayasofya Müzesi... Beni en etkileyen yapı odur. Ondan sonra da Süleymaniye Camii gelir. Kapalıçarşı ve Mısır Çarşısı'na da götürürüm. Çünkü oralar, özellikle yabancılar için çok keyifl i yerler. Tekneyle Boğaz turu da 'olmazsa olmaz'lardan. Beyoğlu'na götürür müyüm? Bak, işte ondan emin değilim.

Neden?
Beyoğlu'nun bugünkü hali bana çok acıklı geliyor. O kadar kalabalık ki insanı ürkütüyor. Yürümek azap orada.

Peki konuklarınıza nerede yemek yedirirdiniz?
Balık yemeye Kireçburnu'ndaki Set Balık Restaurant'a, geleneksel yemekleri tattırmak için ya Hünkar Lokantası'na ya da Kanaat Lokantası'na götürürdüm. Kebap yedirmek için ise tek bir adres verebilirim: Develi. Ama onun da Samatya'daki yerine.

Yemek yapan biri olarak mutfakta iş başında geçirilen zamanın, özellikle zihinsel ve ruhsal açıdan insanı iyileştiren bir yanı olduğunu düşünüyor musunuz?

Kesinlikle evet. Geçen haftalarda televizyon programımıza çocukları konuk ettik. Orada da söyledim: Ebeveynler çocuklarıyla birlikte mutfakta vakit geçirsin. Beraber yemek yapsınlar. Baba soğanları doğrarken anne çorbayı karıştırsın. Çocuk da kendine göre bir işin ucundan tutsun.

En çok hangi ülkenin mutfağını seviyorsunuz?
En çok şunu seviyorum diye bir şey yok. Ama elbette benim için Türk yemekleri daha ön planda. Ona da Türk değil, Osmanlı yemekleri demeliyiz aslında. Çünkü Osmanlı derken Akdeniz'e kadar uzanan bir imparatorluktan bahsediyoruz. Bunun içinde Ermeni ve Rum mutfağı da var.

En güzel yemeklerin evlerde yapıldığı söylenir. Siz de epey yer gezmiş, görmüş biri olarak bu görüşe katılıyor musunuz?
Elbette. Mesela Fransız mutfağı... Fransa'nın köyünde pişirilen yöresel yemekler profesyonel aşçılar tarafından hem daha lezzetli hem de görünüm bakımından daha şık hale getirilebiliyor. Türkiye'de de bu böyle yapılmalı, Osmanlı mutfağı yemekleri profesyonel olarak işlenmeli Bugüne kadar gördüğünüz yerler içinde sizi en çok etkileyen, "Burada yaşayabilirim" dedirten bir yer oldu mu? Hayır, olmadı. Machu Piccu çok etkileyiciydi mesela. Ama onun da 1460 yılında inşa edildiğini düşününce... Osmanlı o yıllarda İstanbul'u almıştı.





Unutulmaz Davet Için
Gönül Paksoy, görselliği ve eşsiz tatlarıyla ...
 
Oslo Operası'nda Şampanya
Ali Esad Göksel, Oslo Opera Binası'nda oturmuş düşünüyor. ...
 
Editör Mektubu
Eylül Food and Travel...
 
 
Yeni
Haberler
Çok Okunan Haberler
 
 
Gezilecek yeni yerler ve tadılacak yeni lezzetler mi arıyorsunuz ? Doğru yere geldiniz.
 
Copyright © 2006- 2008 - Tüm hakları saklıdır. Ciner Gazete Dergi Sanayi ve Ticaret A.Ş. Üretim ve Tasarım CBG