İsminin Mazaka olduğu yıllardan beri zengin kervanlara yol, birçok ulus ve dine yaşam merkezi olan Kayseri, kültürünü oluştururken Hitit, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden cömertçe faydalanıyor.
"Bir doğa resmi gördüğümüzde kendimizi onun içine koyarız. Geçmişte yapılmış sanata bakıyorsak o zaman kendimizi tarihin içine koymuş oluruz. Bu sanatı görmemiz engellendiğinde aslında bizim olan tarihten yoksun bırakılmış oluruz" diyor John Berger Görme Biçimleri adlı kitabında. Görmek ile bakmak fiillerinin apayrı eylemleri ifade ettiğini, Kayseri'nin geniş caddelerinde yürürken bir kez daha anlıyorum. Öylece duran ve görülmeyi bekleyen tarihiyle Kayseri, sanki ünlü yazara atıfta bulunuyor. İsminin Mazaka olduğu yıllardan beri zengin kervanlara kavşak, birçok ulus ve dine yaşam merkezi olan kent, kişiliğini oluştururken Hitit, Bizans, Selçuklu, Eretnalı ve Osmanlı dönemlerinden cömertçe faydalanıyor. Eteklerine kurulduğu Erciyes Dağı ise, Kayseri'ye en az ağırladığı kültürler kadar ihtişam katıyor.
Dokundukları her taşı bir sanat eserine dönüştüren eski ustaların inşa ettiği eski Kayseri evlerini görmek istiyoruz ilk. Çoğu çok kötü durumda olsa da içlerine girip eskiden sahne oldukları hikayeleri gözümüzde canlandırmaya çalışıyoruz. Sütunlu avlular, iki yandan süzülen geniş merdivenle çıkılan gösterişli balkonlar, tavan işlemeleri, dış cephelerdeki taş oymalar bir zamanların kalabalık ailelerinin nasıl görkemli hayatlar yaşadığına dair ipuçları veriyor. Kayseri'nin sadece tarihi evleriyle bile turistik bir kent olabilecekken neden bu kadar kimsesiz kaldığına kafa yorarak Tavukçu Mahallesi'nde gezinmeyi sürdürüyoruz. Yıkılmaya yüz tutmuş tarihi Kayseri evlerini yenileme çalışmalarını gördüğümüzde biraz olsun içimize su serpiliyor. Mimari dokusu, bu koca kentin ne kadar köklü bir kültüre memleket olduğunun ispatı. Ama bunu tam olarak anlayabilmek için ayak basmanız gereken daha nice yer var Kayseri'de.
Geniş caddelerinde yürürken bir yanımızda Selçuklu Dönemi'nden kalma bir cami, diğer yanımızda ise bir kümbet görüyoruz. Türk İslam mimarisi örnekleriyle dolu kentte o kadar çok kümbet var ki iki apartmanın arasında birden karşınıza eşsiz örnekleri çıkıveriyor. Kentin tam orta yerinde geniş bir alana yayılmış Selçuklu Mezarlığı'ndan geçerek Seyyid Burhaneddin Türbesi'ne gidiyoruz. 1244'ten kalma türbede, Mevlana Celaleddin-i Rumi'nin hocası Seyyid Burhaneddin yatıyor. Geniş bahçesindeki iki büyük tarihi kapıdan biri, Alaeddin Keykubat'ın karısı Mahperi Hunat Hatun'un yaptırdığı Hunat Hatun Külliyesi'ne çıkıyor.
Kent merkezinde muazzam taş işçiliğiyle göze çarpan Sahabiye Medresesi, medresenin hemen kuzeyindeki Roma Mezarı, Roma Kralı Gordianus'un MS 200'lerde yaptırdığı ve Sivas Caddesi boyunca uzanan Kayseri Kalesi, bir Danişmentli yapısı olan Ulu Camii, Ahilik Teşkilatı'nın kurucusu Ahi Evran'a ait olan ve şimdi Esnaf ve Sanatkarlar Müzesi olarak kullanılan zaviye, bir zamanlar akıl hastalarının musikiyle tedavi edildiği bir hastane olarak 700 yıl hizmet veren Gevser Nesibe Tıp Müzesi, Şah Cihan Hatun'a ait ve dünyanın en güzel mezar abidelerinden biri sayılan Döner Kümbet, Mimar Sinan'ın memleketine bıraktığı tek hatıra olan Kurşunlu Camii, Sultan II. Abdülhamit'in yaptırdığı Saat Kulesi, Etnoğrafya Müzesi olarak hizmet veren Güpgüpoğlu Konağı, Cumhuriyet Dönemi'nin ilk müzelerinden biri olan ve bölgeden derlenen tarihi eserlerin sergilendiği Arkeoloji Müzesi kent merkezinde görülmesi gereken yerlerin başında geliyor.
Geniş caddelerden Kapalıçarşı'ya giderken yol boyunca park edilmiş bisikletler dikkatimizi çekiyor. Kent bisikletle ulaşıma çok uygun ve çoğu Kayserili de bunun değerini biliyor. İstanbul'daki Kapalıçarşı'dan sonra Türkiye'nin ikinci en büyük kapalı çarşısı, Osmanlı mimarisinin izlerini taşıyor; bugün hâlâ içindeki yüzlerce dükkanla, Kayseri'nin en önemli alışveriş merkezi. Giyim dükkanlarından kuyumcuya, tamirciden halıcıya dek birçok dükkanda, Kayserililer profesyonel oldukları esnafl ığı sürdürüyor. Kayseri'de pazarlık yapmak çok sıradan bir davranış, kimse kimseye alınmıyor. Çarşı içindeki Bedesten'de, Kayseri'nin güzel halılarıyla nam salan ilçeleri Bünyan ve Yahyalı'dan gelen halılar satılıyor. Minder, yastık, sedir, seccade, kelle ve taban halısı olarak sınıfl andırılan bu el dokuması halılardan bir tane almadan edemiyoruz.
Kayseri'nin çevresi de doğal güzellikleri ve tarihi dokusu nedeniyle mutlaka görülmeli. Dünyanın en ünlü Kayserilisi tabii ki Mimar Sinan. Ağırnas Köyü'nde doğduktan sonra 1512'de devşirilerek İstanbul'a gelen Koca Sinan, adına yakışır güzellikte bir evde doğmuş. Müze olarak ziyarete açılan Mimar Sinan Evleri, en az içinde bulunduğu köy kadar etkileyici ve dingin. Köydeki birçok ev gibi o da kayalara oyularak yapılmış. Kayseri merkeze 22 kilometre uzaklıktaki Ağırnas'ta kaya evlerin yanı sıra yeraltı şehirleri ve kaya kiliseleri de bulunuyor. Ağırnas size doğası ve mimarisiyle Kapadokya Vadisi'nde olduğunuzu anımsatıyor. Ağırnas'tan, tarihte biriktirdiği anılarını paylaşmak istercesine bir anda karşınıza çıkıveren İncesu'ya geçiyoruz. Eski çarşısındaki karşılıklı inşa edilmiş iki dizi dükkanın sahipleri değişmiş olsa da eski mimarisi hiç değişmemiş; tadilat dahi yapılmamış. Bu nedenle İncesu'ya gittiğinizde adeta 1900'lerin başına dönüyor, o zamanın ayakkabı tamircisine bir uğruyor, mahalle muhtarıyla sohbet ediyor ve biraz çömlek peyniri alıp, dar sokaklardan birindeki taş evinizin yolunu tutuyorsunuz. İncesu, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'ya hediye edildikten sonra onun çabalarıyla kalkınmış bir yer. Bu kalkınmanın en güzel örneği, Türkiye'nin restore edilmiş en büyük hanlarından biri olan Kara Mustafa Paşa Külliyesi. Külliye, tüm ihtişamıyla ziyaretçilerini bekliyor.
Yazının devamı için tıklayınKayseri'de Oteller için tıklayınKayseri'nin en iyi restoranlarını öğrenmek için tıklayın