Pazaryeri Sevdalısı -1
Söyleşi: Tümay Yazıcı

Yazar Tijen İnaltong kelimenin tam anlamıyla bir gurme seyyah. İnaltong bugüne kadar gittiği kentleri ve oralarda tattığı lezzetleri anlattı.
Seyahat edeceğiniz yeri neye göre belirliyorsunuz?
Son yıllarda benim için insan ve lezzet faktörü daha ağır basar oldu. Ünlü bir müzeyi gezmek yerine capcanlı bir pazaryeri gezmeyi, sokak lezzetleri atıştırmayı, dostlarla birlikte olmayı tercih edebiliyorum. Belki geçmişte yaptığım seyahatlerde görebileceğim tüm tarihi ve turistik yerleri gördüğüm için. Biraz da işim gereği lezzetlere ve lezzetlere dair geleneklere daha büyük bir aşk beslediğim için.

Gezinizi yola çıkmadan önce planlıyor musunuz?
Biraz planlıyorum biraz da akışına bırakıyorum. Son yıllarda yaptığım gezilerde ya ailemin yanında ya da üyesi olduğum bir organizasyondan dostların evinde kaldığım için her şeyi baştan planlamak istemiyorum. Tabii kimi şeyleri önceden organize etmek gerekiyor. Örneğin Almanya'da tren çok pahalı, önceden bilet alırsanız indirimli satın alabiliyorsunuz. Aynı şekilde Avrupa'nın hemen her önemli kentine ucuz uçak bileti bulmak mümkün. Yeter ki önceden satın alın. Yani olabildiğince biletlerimi önceden satın alıyor, gideceğim kentlerin gastronomik özellikleri hakkında bilgi edinmeye çalışıyor, rehber kitaplar okuyor ve notlar alıyorum. Her gezi için tuttuğum bir defterim var. Gerekli bilgileri baştan kaydediyorum. Oralarda yiyip içtiğim, gözlemlediğim şeyleri sonradan not ediyorum. Yazılarımı yazarken notlar büyük kolaylık sağlıyor, yoksa detayları unutuveriyorum.

Gezerken bir rehbere mi bağlı kalıyorsunuz yoksa kendinizi gittiğiniz yerin kollarına mı bırakıyorsunuz?
Hiç rehber eşliğinde gezmedim. Turlardan da hoşlanmıyorum, çünkü gittiğim yerleri kendi ritminde gezmeyi seviyorum. Geziye yalnız çıkıyor, çoğu zaman yalnız geziyorum. Yanında kaldığım dostlarım günlerinin bir kısmını bana ayırabilirlerse ne âlâ. Aklıma Brezilya'da, Salvador kentinde geçirdiğim bir gün geliyor. Mihmandarım Sandra ben yaşlardaydı ve beni ağırlayamayacağını ancak gezdirebileceğini söylemişti. Onunla, tek başıma girmeye çok da cesaret edemeyeceğim bir yere, Feira do Sao Joaquim'e, yani kentin her daim canlı ve renkli, biraz da ürkütücü pazaryerine gitmiştik. Sandra "Burada dilediğince fotoğraf çekebilirsin, korkma çünkü yanında ben varım" demişti. Bir de yürümeyi çok seviyorum. Bir kenti yürümeden tanımak mümkün mü? Tabanlarım ağrıyana kadar yürüyor, yorulduğumda bir kafeye oturup gelen geçeni, içeride olup bitenleri izliyorum. Olabildiğince turistik yerlerden kaçıp yerli halkın gittiği yerlerde dolaşmayı, oralı gibi davranmayı seviyorum. Otellerde kalmaktan hiç hoşlanmıyorum artık. Bir markete veya pazaryerine dalıp alışveriş yapıyor, aldıklarımla mutfağa giriyor ve ev sahiplerime, dostlarıma Türk yemekleri yapıyorum.

Gezdiğiniz yabancı ülkelerde, bugüne kadar yediğiniz en lezzetli yemek neydi? Çok övülen ancak sizi hayal kırıklığına uğratan yemekler de oldu mu?
Çok önceki gezilerden iki örnek verebilirim: Birincisi 1992'de gittiğim Japonya'dan. Tokyo'da beni shabu-shabu (çok ince dilimlenmiş et, uzun erişte ve sebzeden oluşan bir yemek) yapılan bir restorana götürmüşlerdi. Alışıldık restoran görüntüsünden uzak bir sistemi var. Upuzun bir masa, yer yer ocaklar ve ocakların üzerinde, tencere içinde kaynayan su. Suya sebzeler ve mantarlar atılıyor, ardından çubukla alınan bir et dilimi kaynar suya batırılıp çıkarılıyor ve tabağınıza konuyor. Etler bittiğinde Japon eriştesi atıyorlar etin ve sebzelerin lezzetini bıraktığı suya. Sonra da büyücek bir kase içinde eriştenizi yiyip suyunu içiyorsunuz. Tabii yanında da sake. Diğeri ise 21 yıl önceki ilk yurtdışı seyahatimde, Roma'da, sokakta yere oturarak yediğim dilim pizza; tadı hâlâ damağımda. Japon mutfağını çok sevdiğim için New York'a her gidişimde soluğu çok sevdiğim bir Japon restoranında alıyorum. Artık beni tanıyorlar. Kendimi onların tempuralarıyla (unlu sebze, balık veya deniz ürünü kızartması), suşi ve benzeri leziz Japon yiyecekleriyle şımartıyorum. Hayal kırıklığına uğratan yemek düşünüyorum, bir türlü bulamıyorum. Ama örneğin New York'taki Çin Mahallesi'nde (Chinatown) yediğim yemekleri olağanüstü bulmadığımı söyleyebilirim. Yolu New York'a düşenler bence Manhattan'daki turistik Çin Mahallesi yerine Queens'deki Flushing veya Brooklyn'deki Çin Mahallesi'ne gitmeliler. Orada yemekler de insanlar da çok daha otantik.

yazının devamı için tıklayınız




Gönülçelen İzmir
İlk bakışta biraz çapkın gelebilir ama özünde ne ...
 
Bakkhos Guesthouse - Kuşadası
Doğanın koynunda leziz şaraplar ve yemekler tatmak için.. ...
 
Sokağın Tadı
Farklı kültürlerin rengarenk bir birleşimi olan Melaka, ...
 
 
Yeni
Haberler
Çok İzlenen Videolar
Çok Okunan Haberler
 
 
Gezilecek yeni yerler ve tadılacak yeni lezzetler mi arıyorsunuz ? Doğru yere geldiniz.
 
Copyright © 2006- 2008 - Tüm hakları saklıdır. Ciner Gazete Dergi Sanayi ve Ticaret A.Ş. Üretim ve Tasarım CBG