O kadar farklı bir kültüre sahip, bu kadar uzak bir coğrafyada olup nasıl bu kadar bize benziyorlar şaşıyorum. "Yağmur yağdığında trafik felç olur burada," diyor Marcelo. "İstanbul'da da," diyorum. Dünyanın en büyük beşinci, Güney Amerika'nın en büyük kenti Sao Paulo, İstanbul'dan pek farklı değil çoğu açıdan.
Daha yeni evet. İstanbul'daki gibi sarayları, tarih kokan köşkleri yok. Denizi, boğazı yok. Dolayısıyla deniz suyunun yaladığı yalıları da yok. Zengini çok ancak sokakları kendine mesken edinmiş evsizleri de çok. Her mahallede, her sokakta. "Gece kuşudur onlar," diyor Marcelo, "çünkü gündüz sokaklarda insanlar vardır ve tedirgin olmadan uyuyabilirler." Gerçekten sokağa her çıkışınızda kaldırımlarda, otobüs duraklarında uyuyan insanlar görüyorsunuz. Sokaklarda parlak çiçekli ağaçlar da var, dağınık, yorgun, mutsuz evsizlerin yanı sıra. Bizim de boğazda erguvanlarımız var elbet. Sonra ıhlamurlarımız, bahar aylarında çiçeğe bürünen meyve ağaçlarımız.
Pazarları (mercados), özellikle de açık hava pazarları bizimkilere benziyor Brezilya'nın. Bir kere her semtte (hatta aynı semtin farklı köşelerinde) haftanın belli günlerinde pazar kuruluyor. Onlar da bizim kadar meraklılar pazarlara. Hatta haftanın günlerine verilen isimler bile pazarlarla bağlantılı. Yörede/kasabada pazarın kurulduğu günler, aynı bizim mahalle ve kasabalarımızda olduğu gibi, tam bir buluşma, paylaşma zamanı, sosyal bir etkinlik. Dia de feira, diyorlar bu güne, yani pazar günü. Pazartesi gününün Portekizce'deki karşılığı segunda feira, yani ikinci pazar. Cuma günü ise sexta feira, altıncı pazar.
Satıcıların kimi kadın, kimi erkek. Genci de var yaşlısı da. Bizdeki gibi elinde limon, maydanoz peşinizden koşturan çocuklar da var, pazarlıklar da. Hatta birbirlerinden tarif alanlar, satıcıyla sohbete dalanlar... Pazara gelenler de aynı. Bir Türk'ün Brezilya'da turist gibi görülmeyeceğinin garantisini verebilirim. Beni de kendilerinden sayıp az yol yordam sormadılar. "Estrangeira," dedim onlara, "yabancıyım." Şaşırdılar her duyuşlarında. "Gerçekten mi? Seni Brezilyalı zannettim." Bir de Portekizce bilsem...
Brezilyalıların çok sevdiği ve günün her saati bıkmadan, usanmadan yiyebildikleri bir börek var. Adı pastel. Türkiye'ye Tatarların getirdiği çiğ böreğin ta kendisi. Bugün genellikle Japonların tekelinde olsa da Brezilyalılar'a Çinliler tanıtmış bu böreği. Tek farkı iç harcının çeşitlenmiş olması. Sadece etli değil, peynirli, tavuklu, tuzlanmış balıklı (bacalhau), pizza harçlı (mozzarella peyniri, kekik ve domates koyuyorlar), palmiye kalpli (pupunha), muzlu, mısırlı pastel de var. Her pazarın başında veya sonunda bir pastel satıcısı çıkıyor karşınıza. Kimileri pazar alışverişine çıktıysa da, sadece karnını doyurmak için gelenler de var. Çoğu zaman yanıbaşında bir de hindistan cevizi suyu (agua de coco) satıcısı oluyor. Pastelci önceden hazırlanmış börekleri siparişe göre koca bir kazanda sürekli fokurdayan yağa atıyor. Bir kaç dakika sonra sıcacık böreğiniz elinizde. Fiyatı 2.5 Real. (1 Real = 0.67 YTL)
Hindistan cevizi suyu için yeşil hindistan cevizleri kullanılıyor. Kocaman bir bıçağı var satıcının. Bir darbeyle koca meyvenin altını düzlüyor, düzlüyor ki bardakmışcasına tezgâhın üzerinde durabilsin. Üzerini de kesiyor. Daha derinden. Delik açılsın ki içindeki suyu içilebilsin. Pipetle sunuyor. Nasıl bir tadı var? Hindistan cevizinin o yoğun, yağlı sütüne benzemiyor. Tatlı deseniz tatlı değil, buruk deseniz buruk değil. Kendine has, ancak çok karakterli değil. Brezilyalılar bu suya bayılıyor. Fiyatı 1-2 Real arasında değişiyor. Suyu içip bitirdiğinizde satıcıdan hindistan cevizini parçalamasını isteyebilirsiniz. Böylece içindeki jöle kıvamındaki etli kısmı sıyırabilirsiniz. Bakın o kısmı suyundan daha çok sevdim. Arar mısın derseniz yine de hayır derim ancak Brezilya'nın tadına bayıldığım binbir çeşit egzotik meyvesini özlüyorum evet.
Pazarlarını da albenili ve asortik meyveler için sevdim en çok. Her tezgâhta kesilmiş, dilimlenmiş, ayıklanmış, yıkanmış meyveler var. Kimisi bizde de yetişen ve sevilen meyvelerken, bazılarının anavatanı Brezilya, özellikle de Amazonlar. Ananas, karpuz, kavun, papaya, yıldız meyvesi, guava, mandalina, portakal... Tadına, kokusuna dayanamayıp alıyorsunuz. Dayanmak mümkün mü? Mesela jaca diye bir meyve var. Kocaman, şekilsiz, hantal. Şekline şemaline baksanız bunun içinden ne çıkar diyebilirsiniz. Oysa bugüne kadar tattığınız pek çok meyveden daha leziz. Tatlı, baygın, hatta şehvetli. Elinize hemen bir tane tutuşturuyorlar. Boğazınızdan akıp geçerken tadının neye benzediğini düşünüyorsunuz. Tanıdığınız meyvelerden hiç birine benzemiyor. Daha çok şekerlemeyi andırıyor. Jaca, ya da İngilizce adıyla jackfruit veya breadfruit (ekmek meyvesi), ağırlığı elli kiloya kadar çıkabilen, sapı olmayan ve neredeyse ağaca bitişik yetişen, tek başına yenebildiği gibi kompostolarda da değerlendirilebilen, dondurması yapılabilen bir meyve. Anavatanının güney Hindistan olduğu düşünülüyor.
Bir başka satıcı çilek sunuyor. Ne kadar tatlı, nasıl da aromatik. Onu tadarken misler gibi bir koku geliyor burnunuza. Bu ne, nereden geliyor derken dışı sarı, içi turuncu, çekirdekli bir meyveyle karşılaşıyorsunuz. Marajuca. Çarkıfelek meyvesi, İngilizce adıyla passion fruit. Tırmanıcı passiflora ailesinin alt türlerinden biri. Tropik Amerika, Güneydoğu Asya ve Avustralya'ya has bir meyve. Alan Davidson, Güney Amerika'da bitkinin çiçeğine flor de las cinco lagas (beş yara çiçeği) dendiğini söylüyor çünkü Cizvit misyonerleri bu çiçeği İsa'nın çarmıha gerilmesini göstermek için kullanırlarmış. Anavatanı Brezilya olan Passiflora edulis, yani çarkıfelek meyvesi, 19. yüzyıldan sonra Avustralya, Yeni Zelanda, Güney Afrika ve Havai'de de yetiştirilmeye başlanmış. Yumurtadan biraz daha büyük bir meyve. Ekşi mi ekşi. Yüzünüzü buruşturuyorsunuz tadarken ama o koku yok mu, insanı kendinden geçiriyor. Olgunlaştığında kabuğu buruşuyor. Dışı sarıyken, içi turuncumsu ve dışı jölemsi bir maddeyle kaplı pek çok çekirdekle dolu. Aroması nedeniyle likör yapılımda da kullanılan meyvenin suyu sıkılıyor, dondurma yapımında kullanılıyor.
Yıldız meyvesi (carambola) de şık bir dişi. Pazarda sundukları dilim öylesine tatlı ki, bugüne kadar yediklerim gerçek yıldız meyvesi olamaz diye geçiriyorum içimden. Anavatanı Güneydoğu Asya olan ve boylamasına dilimlendiğinde yıldız şeklinde olan bu meyve bugün artık sadece bu bölgede değil, Afrika, Brezilya ve Amerika'da da yetişiyor. Çok iyi bir C vitamini, potasyum ve fosfor kaynağı olan meyve daha çok çiğ olarak yeniyor ancak reçeli de yapılabildiği gibi meyve salatasında da yer alabiliyor.